Gecem gündüzün içinde kaybolurken, çelişkilerle dolu bir yaşamın beni beklediğini görüyorum, yanaklarımda süzülen iki damla gözyaşında… Mutluyum, mutsuzluğumun içerisinde… Sevinçliyim, keder dolu yüreğimde… Çelişkilerle dolu bir yaşam sürdürüyorum, benliğimde… Tarzımı aşıyor, ötesinde karalamalar yapıyorum. Sırtımda yamalıklı bir çuval; içinde ben, yaşamım, gözyaşlarım, duygularım, isyanlarım, çığlıklarım ve yine ben… Sarp yamaçtaki değirmene doğru yol alıyorum, hepsini öğütmek için. Hepsini un haline getirip sonra suyla kardıktan sonra tekrar en baştan yaşamımı bir kez daha şekillendireceğim. Yeni bir tarz yakalayacağım. Adımlarımı sıklaştırıyor, birbirinin peşi sıra atıyorum, değirmen yolunda… Çok geçmiyor ki, gökyüzünü dolduruveriyor paranoyak gözlü akbabalar. Acımasızca saldırıyorlar çuvalıma gözyaşlarımı yutmak için… Pençelerini saplıyorlar, yamalıklı çuvalıma, yaralarımı deşmek için… Bir elimi yay, diğerini ok gibi kullanarak kafa tutuyorum, paranoyak gözlü akbabalara. Çığlıklarım deli ediyor onları. Kınından çıkardığım çelişkilerimi, kılıç gibi kullanıyor, kanlarını akıtıyorum. ,değirmene giden yol üzerinde… Çok fazla değil biraz ileriye gölgelerin arasına saklanıyorlar. Biliyorum hiç pes etmeyecekler. Yine saldıracaklar, gölgeler uzadığında… Adımlarımı iyiden iyiye sıklaştırıyorum… Bir melodi uzaklığında kalıyor değirmen. Gölgeler derinliklerinde sakladıkları paranoyak gözlü akbabalarla peşimden koşturuyorlar. Değirmenin karanlık ve ıslak nem kokan kapısından süzülüveriyorum içeriye, çuval peşimde… Sımsıkı bağladığım çuvalın ağzını açtığımda, çuvalımım gölgelerle ortak olan paranoyak gözlü akbabalar tarafından delindiğini, yaşamımın, benliğimin, gözyaşlarımın, pas kokan akrep ve yelkovanımın delikten aşağılara dökülüverdiğini hissediyorum. Dışarıdakiler mirasımı paylaşırken, içi boşaltılmış bir kabuk misali değirmenin taşları arasında kayboluveriyorum.
16 Haziran 1994
0 yorum:
Yorum Gönder